.jpg)
Royan:
"yok böyle birşey hikaye bu, ama yine de bang bang'i açıp hüzünlenesi geliyor insanın, havaya giresi geliyor. bir yola çıkış denirse buna, hüzne gömüle gömüle... ama kendi dilimce, meramımı anlatırım sessizce, yeniden çalar şarkım, bir daha bir daha.. dönerim deliye, geliyorumdur kendime, kekre tadı içime işler kayboluşum, kaybolmuşum ama gönüllü burdayım, bir talebim yok aramak için, gömülesi tribim uzak durmuyor benden. kaybettim kendimi evet ama yok böyle bir şey, aramak yok, hikaye, menunum burdan" diye devam ediyordu kırık yüzlü güzel kız; aslında kendini aramak için çıktığı bu yolda. şarkısı ya da adına her ne denirse tekrarı buydu kendinde. aramak. buldu mu dersiniz?
kalabalıklar içinde yalnız kalmanın, ne illet ve gülünmeyen şakalar gibi lezzetsiz olduğunun farkındayken, kırılmış ve mütemadiyen olumsuzluklara gebe gibi görünen kaderine koca bir siktir çekip, en hırçın değil sadece çılgın yanıyla koştu kendi şarkısını söylerken. zaman zaman, koştuğu o yolda bıraktığı gözyaşlarının, kendisi için en büyük kazanım olacağı ve kendisinde tecrübe şeklinde yansımalarıyla hayat bulacağını da bildi. bilmediyse bile, o şimdi sadece kendi şarkılarını söylüyor. bunu dinleyen bir başka kişi, o kırık ayna yüzlü güzel kadının etrafına ördüğü duvarları aşabilmekten feci korkar haldeyken, birilerinin aynısını söyleyemeceği rahatlığıyla dansını eden kız, sadece kendi figürleriyle süslüyordu kendi alanını. kendine bu yönelmişliği, bencilliğinden değil, artık tahayyül dahi etmek istemediği kırıklık, kırgınlık ve sıkılgınlıklarının tahribatını en aza indirgemektendi. fakat? fakat yine de geri kalmazdı o kalabalık etrafından. en sus pus anıları, kalbinin cevap veremediği yaşanmışlıkları, içip kusturan ve hep baş ağrısı ile uyanılan sabahlarına sebep olanlar o kalabalıklarken, daimi çelişkiyle vazgeçmedi.
herkesin hata yapabilme payının gözardı edilmediği royan (romanlarda hep güzel kızlara verilen isimdir kendisi), ifrit olduğu hadiselere küser ve kızar, yatağına girdikten sonra düşünmesine neden olacak her şeyi daha erkenden tüketir ve bu tüketimin kendisindeki etkisini de farkedemezdi. tüketim demişken, kapitalist dostu royan'ın en sevdiği şeydi bu. belki de hırsını ve hıncını almaktaydı. öyle ya; belki de sırf bu yüzden en kötü zamanlarında alışveriş çılgınlığı yapmaktaydı. elbiseleri, kullanım ve saklama koşullarında en yakın dostları olmamış olsalar da, o'nları beğenme konusunda su dökülmezdi eline.
"aylardan mayıs ve ben yine körüm" demişti bir şair...
o'nun da kendine biçtiği vecizeler, ürettiği bahaneleri vardı her mevsim ve her zaman dilimi için ve içinde. mutsuzluk, yaradılışından bu yana kendisine verilmiş ve sıtkını asla sıyıramayacağı bir özellik (?) gibiydi. öyle tanımlardı bunu. bununla yetinmez, aksini iddia edenlere de o bilindik bilmişliğiyle karşı gelirdi fütursuzca. sonunda dil çıkartır, koca bir hareket çekerdi mutsuzluğa. oysa bunu bile sadece aksini iddia eden karşısındakini mutlu etmek için yapardı; mutsuzken!oysa şimdi? zaman zaman zehir olarak tanımladığı a$k, yine sığındığı bir liman. zehir'i zehir yapan, dozudur ne de olsa, katılıyorum. şarkısını söylerken, ayaklarının yerden kesimi, çok uzaklardaki sevgi tepesinden dahi beliriyor. yoksa? yoksa bu defa o koştuğu yollardan mütevellit hakkettiği mutlu sonun tezahürü müdür? yaşar ve görürüz. görür. o çok sevdiği arkadaşı zeynep'le, o çok beğendiği gelinliğinin provalarına giderken rüyalarında, sıtkını ciddi ve daha bilinçli sıyırdığında etrafında kalacak bir avuç ve kafi nitelikteli gerçek sevenleri hasıl olmakta. bir avuç... istediği sevgi'nin kaplayacağı hacmi tarif ederken de bunu kullanırdı. sadece bir avuç. o'na büyük okyanusları vaadeden bir delikanlının çıkagelmesi, o'nun okyanusta sadece küçük bir damla su olduğunun çok dışında yer kapladığının şaşkınlığını yaratırken, şarkısını daha sesli söyledi royan. okyanus olmayı sevdi. okyanusu vaadedense, okyanus'taki rehberi şimdi. yaşasın, görsün ve sonu olmalı o koştuğu yollar bu şarkıda diyelim biz de. mutlu olmalı; temenniden daha çok kazanılması gereken bir sonun gerçek tablosudur bu.
istekten ziyade, emir kipidir her bir harfinde.
"yok böyle birşey hikaye bu, ama yine de bang bang'i açıp hüzünlenesi geliyor insanın, havaya giresi geliyor. bir yola çıkış denirse buna, hüzne gömüle gömüle... ama kendi dilimce, meramımı anlatırım sessizce, yeniden çalar şarkım, bir daha bir daha.. dönerim deliye, geliyorumdur kendime, kekre tadı içime işler kayboluşum, kaybolmuşum ama gönüllü burdayım, bir talebim yok aramak için, gömülesi tribim uzak durmuyor benden. kaybettim kendimi evet ama yok böyle bir şey, aramak yok, hikaye, menunum burdan" diye devam ediyordu kırık yüzlü güzel kız; aslında kendini aramak için çıktığı bu yolda. şarkısı ya da adına her ne denirse tekrarı buydu kendinde. aramak. buldu mu dersiniz?
kalabalıklar içinde yalnız kalmanın, ne illet ve gülünmeyen şakalar gibi lezzetsiz olduğunun farkındayken, kırılmış ve mütemadiyen olumsuzluklara gebe gibi görünen kaderine koca bir siktir çekip, en hırçın değil sadece çılgın yanıyla koştu kendi şarkısını söylerken. zaman zaman, koştuğu o yolda bıraktığı gözyaşlarının, kendisi için en büyük kazanım olacağı ve kendisinde tecrübe şeklinde yansımalarıyla hayat bulacağını da bildi. bilmediyse bile, o şimdi sadece kendi şarkılarını söylüyor. bunu dinleyen bir başka kişi, o kırık ayna yüzlü güzel kadının etrafına ördüğü duvarları aşabilmekten feci korkar haldeyken, birilerinin aynısını söyleyemeceği rahatlığıyla dansını eden kız, sadece kendi figürleriyle süslüyordu kendi alanını. kendine bu yönelmişliği, bencilliğinden değil, artık tahayyül dahi etmek istemediği kırıklık, kırgınlık ve sıkılgınlıklarının tahribatını en aza indirgemektendi. fakat? fakat yine de geri kalmazdı o kalabalık etrafından. en sus pus anıları, kalbinin cevap veremediği yaşanmışlıkları, içip kusturan ve hep baş ağrısı ile uyanılan sabahlarına sebep olanlar o kalabalıklarken, daimi çelişkiyle vazgeçmedi.
herkesin hata yapabilme payının gözardı edilmediği royan (romanlarda hep güzel kızlara verilen isimdir kendisi), ifrit olduğu hadiselere küser ve kızar, yatağına girdikten sonra düşünmesine neden olacak her şeyi daha erkenden tüketir ve bu tüketimin kendisindeki etkisini de farkedemezdi. tüketim demişken, kapitalist dostu royan'ın en sevdiği şeydi bu. belki de hırsını ve hıncını almaktaydı. öyle ya; belki de sırf bu yüzden en kötü zamanlarında alışveriş çılgınlığı yapmaktaydı. elbiseleri, kullanım ve saklama koşullarında en yakın dostları olmamış olsalar da, o'nları beğenme konusunda su dökülmezdi eline.
"aylardan mayıs ve ben yine körüm" demişti bir şair...
o'nun da kendine biçtiği vecizeler, ürettiği bahaneleri vardı her mevsim ve her zaman dilimi için ve içinde. mutsuzluk, yaradılışından bu yana kendisine verilmiş ve sıtkını asla sıyıramayacağı bir özellik (?) gibiydi. öyle tanımlardı bunu. bununla yetinmez, aksini iddia edenlere de o bilindik bilmişliğiyle karşı gelirdi fütursuzca. sonunda dil çıkartır, koca bir hareket çekerdi mutsuzluğa. oysa bunu bile sadece aksini iddia eden karşısındakini mutlu etmek için yapardı; mutsuzken!oysa şimdi? zaman zaman zehir olarak tanımladığı a$k, yine sığındığı bir liman. zehir'i zehir yapan, dozudur ne de olsa, katılıyorum. şarkısını söylerken, ayaklarının yerden kesimi, çok uzaklardaki sevgi tepesinden dahi beliriyor. yoksa? yoksa bu defa o koştuğu yollardan mütevellit hakkettiği mutlu sonun tezahürü müdür? yaşar ve görürüz. görür. o çok sevdiği arkadaşı zeynep'le, o çok beğendiği gelinliğinin provalarına giderken rüyalarında, sıtkını ciddi ve daha bilinçli sıyırdığında etrafında kalacak bir avuç ve kafi nitelikteli gerçek sevenleri hasıl olmakta. bir avuç... istediği sevgi'nin kaplayacağı hacmi tarif ederken de bunu kullanırdı. sadece bir avuç. o'na büyük okyanusları vaadeden bir delikanlının çıkagelmesi, o'nun okyanusta sadece küçük bir damla su olduğunun çok dışında yer kapladığının şaşkınlığını yaratırken, şarkısını daha sesli söyledi royan. okyanus olmayı sevdi. okyanusu vaadedense, okyanus'taki rehberi şimdi. yaşasın, görsün ve sonu olmalı o koştuğu yollar bu şarkıda diyelim biz de. mutlu olmalı; temenniden daha çok kazanılması gereken bir sonun gerçek tablosudur bu.
istekten ziyade, emir kipidir her bir harfinde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder