24 Nisan 2009 Cuma

Bilmiyorsunuz ama istanbul'daydım.


kendimi, ince bir şeyden bahsederken bulamam. ince, kendiliğinden, mercek altına alınmayası, zum yapılmayası bir şeye gözümü dikmişken göremem. dikmişsem de artık sizin bakasınız gelmez nesneye. büyük laflar etmek için, teşne dilim nesneyi alır tutku haznesinde boğar. güzelliğini, sıradanlığından alanın ne güzelliği kalır ne sıradanlığı böylece. sığlığa başkalarının göremediği sadeliği atfederim, düpedüz zıvanadan çıkmışlığa velayet kisvesini giydiririm. bu herkesin tersine gitme merakı öyle bir manevi derinliğe gömülmüştür ki o vakit; ne nefes alırım, ne de aldırırım. fakat bu defa öyle değilim. buna pek eminim. bazı şeyler değişir. bazı değişen şeyler de bazen itiraf edilir. ikisini de yarı yarıya kabullenmiş görünmekteyim şu an.

çok uzun olmadı bir istanbul macerası. bir bakışım görmek adına, görülesi şeylerin çokluğunu arttırdı sanki körlük adına. evet, istanbul ayaklarımın altındaydı. hem güzelliğiyle hem de o güzelliği benim nezdimde hatırı sayılır nitelikleri ters algılayanlarıyla. güzelliği ile tersdüşen dejenere yaşamını, suçlusu olarak istanbul'a giydirmeye niyetli değilim. şiddet sebebiyle helak olmuş bir yüreğim yok. daha başka bir duygu halindeyim. mesela bir şeye konsatre olup, yoğunlaşınca, hep başım öndedir benim. bu macera, öyle başladı. iyi hatırlıyorum, hava limanındaki pegasus yetkilisi, iyi misiniz diye sorduğunda kaldırdıydım başımı sadece. uzun zaman olmuştu görmeyeli. teneffüs etmeyeli kirli ama cazib gelen havasını. hırsızlığını yapmak istiyordum güzelliğinin. öyle tahayyül etmiştim en azından :)


iyi hatırlıyorum, kızılay'da da başıma gelmişti. şehir başka şehir. değişen tek şey, biraz daha fazla yağmurdu. benden başka kimse yokmuş gibi yürümek zorunda kaldığım, her bir karesine dibine kadar yabancı bedenimi, bahaneleri ve unuttukları "hatır - hukuk" ile taçlandıranları seviyormuşum meğer. puştluğumu seviyormuşum bir de. yapılan puştluklara, olur öyle şeyler gibi sav'larla daha da yakınlaşan puştluğumu. ama tecrübelerimin edinimi açıkça söylemeliyim ki; değişimin işine geldiği kişilerin, önüne çelme de olabilmiştir çoğu kez. ayaklarımın altına serilen, istanbul güzelliği kadar, değişkenliğin çirkinliği de oldu tanıdıklarım babında. ancak, bilmediğim birkaç şey öğrendiğimi de söylemeden geçmeyeceğim. bildiğimiz tramvay'lar, hayal kırıklarıyla göt olmuş, şaşkınlıklarıyla oturduğu yerde kalmış ben gibi yolculara çok kibar davranıyorlar. saatlerce, inmeden tek bir jetonla git-gel yapabiliyorsunuz semtler arası. ha, aramasını beklediğiniz kişileri, sokaktan geçenlere benzetebiliyorsunuz mesela. ancak buna bir kez daha aldanmıyorsunuz. hani sesiniz çatallaşmaya başlar ve gözlerinizi kaçırmaktan alamazsınız anları vardır. kimileri rikkat içinde susar, kimileriyse kazımaya değer başka şey bulamadığından başkaya yönelir. istanbul, burda hangisi olmaktadır? bir seyreklik hali, yavaş yavaş flulaşan bir haltlar var deyip, sosyal ilişkilerim için, "bu intibalar kolajını oluşturma aşamasında hangi tarihten itibaren topladığım malzemeleri kullandım, düşünmeliyim" derken, yanıtı, bir maceram tatmin etti. sağolsun. bunu, istanbul'un kendisinin bile farkında olmadığı bir başarı sayıyorum.

birine yaptığım bir iyilik üzerine, karşımdaki nasıl teşekkür edeceğini bilemediğini ifade etmiş, “kolay canım, bir yemek ısmarlarsın” deyip direktliği samimiyete bitiştirmiştim ve işe mi yaramıştı bu? benden iyilik istediğinizde bir yemeğe borçlanacağınızı da not edin. menfaatperestlik anlaşılmasın burada. karşılıksız iyilik yapmayı bilir ve aslında “bir yemek ısmarlarsın artık” arkası bomboş bir cümledir sadece. kendiyle ilgili söylenmesi gereken başarı ve iyiye dair her noktayı telaffuz etmekte, etik olarak beis gören bakış açımı, bir kereliğine çiğnememin hesabını da verecek değilim kimseye. iyiliğe mi yatkınım yoksa kötülüğe mi elvermiyorum bilmiyor olsam da, bütün bunlara rağmen demek olmaz, bütün bunlara binaen samimi gördüğüm yalnızlığa, daha samimi yalnızlık katmaya kararlıyım. ki ben, bir yöntem buldum mu, o'ndan bir daha şaşmam. nitekim de huşu içinde, kahvemi yudumlayabiliyorsam, iyi eğlenceler dilerim "öteki" herkese. bir kovboy filmi bulsam, iyi mi? Westernlere bayılıyorum çünkü. keşke kovboy olsaydım hatta. bir tane de silahım olurdu. Saloon'un tahta kapısına tekme vurup girerdim. şerif gelirdi, o'na da basardım tekmeyi mesela. yıldızını falan alırdım. ehi. ama bu film sıçar. zira, uzun vadede intikam planları kuracak, karşısındakinin zaaflarına göre stratejiler üretecek bir mizaca sahip değilimdir ekseriyetle. camokalar, kalın öyle be. ben böyle iyiyim artık. valla.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

çok güzel, istanbul ve tramvay bu kadar güzel anlatılamazdı. içerisinde bu kadar serbest bu kadar düşünceli durulamazdı. en çok hoşuma giden kare tramvay oldu.

irrasyonel dedi ki...

=)

Yorum Gönder